Neden Depresyona Gireriz? Terk Edilme Korkusunun Kökü
Yazan: Dr. Öğr. Üyesi Harun İsmail İncekara · 1 Ekim 2026 · 1 dk okuma
Depresyon çoğu zaman “günümüzün hastalığı” gibi anlatılır. Oysa birçok durumda, kökü çok erken bir döneme, anneyle kurulan ilk bağa dayanır.
Margaret Mahler’e göre, çocuk yaşamının ilk yıllarında “ayrışma-bireyleşme” sürecine girer. Yani anneden ayrı bir varlık olduğunu fark etmeye başlar. Bu dönem, hem büyümenin hem de kaybetme korkusunun başladığı zamandır.
Eğer anne bu dönemde çocuğa ilgisini, sevgisini ya da duygusal varlığını geri çekerse, çocuk bunu “ölüm gibi” bir kayıp olarak yaşar. Enerjisi biter, içi çöker, ama buna dayanamaz. Yeniden bağ kurabilmek için abartılı davranışlar sergiler: ağlar, bağırır, kendini yere atar, dikkat çekmeye çalışır.
Aslında söylemek istediği şudur:
“Senin istediğin gibi olursam, beni bırakmazsın, değil mi?”
Bu noktada çocuk anneye uyumlanmak uğruna kendinden vazgeçer. Ve o anda, kendi benliğinden bir parça eksilir.
Yetişkin olduğunda biri onu terk ettiğinde — sevgilisi, öğretmeni, arkadaşı, hatta iş arkadaşı — içinde aynı çocuk sesi yankılanır:
“Yine beni bırakıyorlar.”
Enerji düşer, yaşam anlamsızlaşır, dünya grileşir. Çünkü kişi aslında bugünkü kaybı değil, çocukken yaşadığı o ilk “terk depresyonunu” yeniden yaşamaktadır.
Depresyon bazen sadece üzüntü değil, “Artık sevilecek bir çocuk değilim” duygusunun yankısıdır.
Bu yazıyla ilgili danışmanlık alanı
İlgili yazılar