Kendine İzin Vermeyi Öğrenmek
Yazan: Dr. Öğr. Üyesi Harun İsmail İncekara · 25 Temmuz 2026 · 1 dk okuma
Bazen bir pastaneye otururuz, bir tatlı söyleriz… ama tam ilk lokmada içimizde o tanıdık ses belirir: “Gerçekten buna gerek var mıydı? Karnın doyuyor zaten. Hem annen yanında değil, kardeşlerin de yok…”
O ses, dışarıdan biri değildir aslında. Yıllardır içimizde konuşan, bizi sürekli ölçen, tartan, kıyaslayan bir parçadır. Kendimizi suçlu hissetmeden küçük bir keyif yaşamak bile bazen imkânsız gelir. Sanki mutlu olmanın bile bedelini ödemek zorundaymışız gibi.
Bu durum yıllar geçse de değişmez. Öğrenciyken bir tatlı yüzünden başlar, evlendikten sonra güzel bir yemeğe giderken sürer. “Eşim yok, çocuklarım yok, neden yiyorum ki?” O ses, her seferinde kendimize iyi bir şeyi çok görür.
Terapide bu sesi susturmaya çalışmayız. Çünkü o, bir zamanlar bizi korumaya çalışan yanımızdır. Ama artık cezalandırmak yerine anlamak gerekir onu. Kişi, kendi vicdanının altında yatan o sert, yargılayıcı tonu fark ettikçe, kendine izin vermeyi öğrenir.
Bir tatlıyı yerken artık “hak ediyorum” diyebildiğinde, bu yalnızca bir tatlı yemek değildir. Bu, “Artık kendimi cezalandırmadan da var olabilirim.” demektir. Ve işte o an — küçük, sade, ama çok derin bir özgürleşmedir.