Parçalanmış Yakınlıklar: Arzu, Yasak ve Suçluluk Arasında
Yazan: Dr. Öğr. Üyesi Harun İsmail İncekara · 1 Ekim 2026 · 1 dk okuma
Bazı ilişkilerde, sessiz bir uzaklık dolaşır. İnsanlar birbirine dokunmadan yakın olmaya, yakın olmadan bir arada kalmaya çalışır.
Çocuk sahibi olduktan sonra eşiyle cinsel ilişki yaşamayan bir baba… Bilinçdışında taşıdığı ödipal kaygılar nedeniyle, arzusuyla baba kimliği arasında sıkışmıştır. Cinselliği “yasak” alanına ait görür, bu yüzden arzularını evin dışına taşır. Cinsel ihtiyaçlarını sevgilisiyle giderirken, bağlılık ihtiyacını iş yerinde, sosyal çevresinde ya da başka bir ilişkide karşılar.
Anne ise, çocuğuyla kurduğu simbiyotik bağın içinde kaybolmuştur. Onunla bir bütün hâline gelmiş, benliğini neredeyse çocuğun nefes alışında bulur. Eşler arasındaki sınırlar silikleşir; roller karışır, dengeler bozulur.
Bir yanda arzular, diğer yanda yasaklar… İçsel çatışmalar çözülemediğinde, kişi kendi içinde bölünmeye başlar. Cinsellik bir figüre, duygusal yakınlık başka birine, güven ve aidiyet ihtiyacı ise bambaşka birine yönelir.
Ama bu parçalanmış yapı, zamanla suçluluk ve utanç duygularına dönüşür. Hiçbir ilişki tam olarak doyurmaz, hiçbir bağ güvenli hissettirmez. Çünkü kişi, bir yanını her zaman dışarıda bırakmıştır.
Sonunda herkes kendi rolünde yalnızlaşır: Anne, çocuğun gölgesinde kaybolur; baba, yasak arzularının ağırlığında ezilir. Ve aralarındaki ilişki, bir zamanlar paylaşılan sevginin değil, çözülememiş çatışmaların yankısına dönüşür.
Bu yazıyla ilgili danışmanlık alanı
İlgili yazılar